Son dönemlerde yaşanan bazı olaylar, çocuk ve suç kavramını yerelde de yeniden tartışmamıza neden oluyor. Herkesin birbirini tanıdığı, aynı sokaklarda yaşadığı şehirlerde bu tür olaylar sadece adli bir mesele olarak kalmıyor; toplumsal vicdanda da derin izler bırakıyor. Tam da bu yüzden konuyu soğukkanlı ama net bir dille ele almak gerekiyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna yönelik saygısızlık içeren fiiller, bu toplum için sıradan bir suç değildir. Bu topraklarda herkesin ortak kabulü olan, siyaset üstü bir saygı zemini vardır ve bu zemine yönelen her davranış toplumda haklı bir rahatsızlık yaratır. Tepkinin sertliği de tam olarak buradan kaynaklanır. Bu tür davranışlar kabul edilemez ve güçlü biçimde eleştirilmelidir. Fiil açıktır, etki ağırdır; hukuk da bu nedenle kararlılıkla devreye girer.
Hukukta 18 yaşını doldurmamış bireyler için kullanılan “suça sürüklenen çocuk” kavramı, suçu yok saymadan çocuğun damgalanmasını önlemeyi ve yaşa uygun sorumluluk esasını gözetmeyi amaçlar. Bu yaklaşım suçu özendirmez; asıl belirleyici olan, eğitim, denetim ve rehabilitasyon uygulamaları ve bu uygulamaların okul-aile-mahalle işbirliğiyle etkili biçimde uygulanmasıdır. Hukuk, hem değerleri korumak hem de çocuğu yeniden kazanmak zorundadır. Sonuç olarak, çocuğun yaşı yapılan davranışı masum kılmasa da “suça sürüklenen çocuk” ifadesi suçu hafifletmek için değil; toplumun geleceğini korumak için vardır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saygısızlık içeren her davranış, bu toplumun ortak hafızasına ve kurucu değerlerine yönelmiş açık bir kabul edilemezliktir. Bu tür fiiller, ifade özgürlüğü ya da bireysel tercih olarak görülemez; toplumsal birlik duygusunu zedeleyen, kamu vicdanını yaralayan ve hukuk düzeni tarafından karşılıksız bırakılmaması gereken eylemlerdir. Tepki serttir ve haklıdır; ancak bu tepki, hukukun çizdiği sınırlar içinde, kararlılıkla ve ölçüsünü kaybetmeden karşılık bulmalıdır.
Bu ülkede Atatürk’e yönelik saygı, bir görüş meselesi değil; ortak bir toplumsal mutabakattır. Bu mutabakata yönelen her saygısızlık, kimden gelirse gelsin, net biçimde hukuki karşılık bulmalıdır. Adalet, duyguyla değil hukukla hareket eder; ama gerektiğinde kararlılığını da tereddütsüz gösterir. Çünkü ortak değerlerin korunduğu bir yerde, ne suç sahipsiz kalır ne de toplum sessizliğe mahkûm edilir..
Tuğba Taşlıalan
