Bir şehir düşünün… Türlü badirelerden geçmiş, depremi atlatmış ve yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir şehir.
Ama bazı gerçekler, şehrin ve kurumların hikayesini gölgeleyen bir leke gibi duruyor. Deprem sonrasında, o dönemde kaçak durumda olan kişilerin,sözüm ona savunuculuğunu yapmış, mahkeme kararıyla fikir hırsızlığı yaptığı kesinleşmiş bir kişi ve hâlâ resmi kurumlarla ilişki içinde.
Şimdi size bir soru soracağım:
Soru çok açık: Kahramanmaraş’ın resmi kurumları kimin çıkarını koruyor? Bu şehir, bu halk ve bu kurumlar, böyle bir tabloyu gerçekten hak ediyor mu? Şeffaflık, liyakat ve meslek etiği sadece kağıt üzerinde mi kalacak?
Ve en önemlisi: Bu şehir, yeniden ayağa kalkmaya çalışırken, kendi hak ettiği adalet ve güveni bile kendi kurumlarından bulamıyorsa, o zaman herkesin sessiz kalması kabul edilebilir mi?
Tuğba Taşlıalan
